<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?><rss version="2.0"><channel><title>HikayelerEvi.net</title><description>Erotik hikaye, Sex hikayeleri, Porno hikayeler, Sex, Gay, Ensest, Porno, Lezbiyen, Fetish Hikayeler</description><link>http://www.hikayelerevi.net</link><language>tr-TR</language><item>
<title>Yaz Aşkımı Kaz Aşkımı ?</title>
<link>http://www.hikayelerevi.net/Makale/Yaz_Askimi_Kaz_Askimi_?.html</link>
<description>geçtiğimiz yaz türkbükü’nde kaldığımız bir otelin lobisinde  görmüştüm onu.hayatımda gördüğüm en güzel kızdı.tam tamına üç gün bir gölge gibi adım adım onu takip edip bir arkadaşı olmaması için milyonlarca dua ettim.dördüncü gündü tüm cesaretimi toplayıp bilseniz nasıl bir güçlükle kendisine merhaba diyebildim. Üç gün içinde izleyebildiğim kadarı ile  agresif bir kızdı ve işin içinde onca insan arasında terslenmekte vardı.ama bunu yapmazsam asla benim farkımda dahi olmayacaktı.

“seni  gittiğim bir kaç yerde görmüştüm” dedi. küçük bir yerdeyiz mümkündür diyerek  belkide kızaran yüzümü gizlemek istercesine bakışlarımı bir anda  dışarıya doğru çevirdim. İlk konuşma ilk yemek ilk teklif siyah beyaz bir sinema filmi hızında idi ve istisnasız dünyanın en mutlu insanı bendim.İstanbulda yaşıyordu en güzel tarafıda buydu çünkü tatil sonrasında da onu görmek onunla konuşmak için bir zorluk yaşamayacak en güzeli hasret diye bir şey bilmeyecektim.İstanbulda bir şirkette halkla ilişkiler uzmanı olduğunu  ailesinden ayrı yaşadığını ve en güzeli yanlız olduğunu söylemişti. rüya gibi yirmi gün,  ömre bedel yirmi gün yaşadık.aşkımızı tüm bodrum’a dağına taşına tüm sahillerine haykırdık.Öyle ki  nikahımızın burada olması hususunda dahi fikir birliğine varmıştık.


İznim bitiyordu birlikte geri dönmeyi teklif ettim bir hafta daha kalmak istediğini söyledi .İstanbulda görüşmek üzere vedalaşıp  ayrıldık. o bir hafta geçmek bilmedi saatleri değil dakikaları bile saydığımı söyleyebilirim.İşin kötü tarafı telefonuna ulaşamıyordum ve otobüs yolculuğu esnasında kapalı olabileceğini düşündüm ama yine de çok huzursuzlandım ve söylemiş olduğu dönüş tarihinin gecesi bir saniye gözümü kapatamadım. sabah  bir çiçekçiden aldığım bir demet  çiçek cebimde ona hayatımı sunacağım bir alyans ile çalışmış olduğu  xxxx firmasının  kapısında soluğu aldım. pek çok insan gelip geçmesine rağmen onu göremedim.belki de dalgın bir anıma gelmiştir diyerek telefon ettim “aradığınız numara kapalı yada kapsama alanı dışındadır” diye soğuk bir ses. kapıdaki güvenlik görevlisine  x hanımın gelip gelmediğini sordum  öyle birisinin olmadığını söyledi.Öylece  kalakaldım elimde çiçekler cebimde hayatımın en değerli armağanı ile.

herşey çok zor görünmesine rağmen çok kolay gerçekleşmiş mutluluğu doyasıya yaşamıştım  ama bu şoku atlatmak açıkçası o kadar da kolay olmadı benim için. sağlığım bozuldu bunu takiben o aralar işlerim bozuldu kısacası bir anda tüm hayatım alt üst oldu.

dayanamadım bu yaz yine türkbüküne geldim bir his onu burada bulacağımı söylüyordu sanki. sırf onu bulmak ,yüzüne tükürebilmek bu şekilde acımı hafifletebilmekti tek düşüncem.

ve bir aydır bodrum’da aralıksız olarak yaptığım araştımalar neticesinde gölköy de bir otelde onu buldum.tamda tahmin ettiğim üzre  bir kaz bulmuştu ve yaz aşkının tadını çıkarıyordu. kurduğum tüm cümleler kilitlendi  saf aşığı gördükçe  kendimi gördüm .akıllı olanın o değil kendimin aptallığına güldüm ve tek kelime etmeden oradan ayrıldım.belki de yüreğimdeki sızı  engel oldu bir şey söyleyememe.bilmiyorum doğrusu.ben  buna bir ad koyamadım.

mutlu olun mutlu kalın.</description>
</item><item>
<title>Küçüğüm</title>
<link>http://www.hikayelerevi.net/Makale/Kucugum.html</link>
<description>aynı sokakta oturuyorduk. her gün başka bir kızla gelirdi eve. herkes
onun hakkında farklı şeyler söylerdi. fakat kimse gerçeği bilmezdi.
kirli sakalları vardı. kahverengi gözlü, kumraldı.
hiç kimseyle
konuşmaz, sadece gelip geçerdi. bir gün onunla yolda karşılaştık. Çok
güzel bir yüzü vardı. bana baktı ve gülümsedi. Şaşırdım#65533;! ama yine de
onu sevmemeye çalıştım. fakat o çok farklıydı. gece boyu lambası
yanardı. bazen uyumak yerine onun evini seyrederdim. onu sevmediğim
halde onun her şeyi ile ilgilenirdim.
bir gün yine kendimi onu gözetlerken buldum. o an anladım ki hep kendimi kandırmışım. ben ona çoktan aşık olmuşum bile
artık o eve gelmeden uyumaz oldum. herkes onun kötü olduğunu söyleyince
onu savunuyordum. geçen gün yine onu yolda gördüm. bana göz kırptı.
yanımdan geçerken onu çağırdım. acelem var kÜÇÜĞÜm dedi bana. eve
gidip saatlerce ağladım. karar verdim. ne olursa olsun ona onu
sevdiğimi söyleyecektim. yolunu bekledim. bir gün gelirken onu gördüm.
peşine düştüm. eve girdi. biraz bekleyip kapıyı çaldım. kapıyı açıp ne
var kÜÇÜĞÜm? dedi.


ne yapacağımı şaşırmıştım. adını bile söyleyemeden senİ sevİyorum dedim. gülümsedi, cevap vermedi. Çok utanmıştım.
konuşamadım ve hemen dışarı çıktım. sonra 1 ay boyunca onu görmemek
için sokağa çıkmadım.
bir gün kızlarla evde konuşurken mahalleye bir ambulans geldi. onun
evinin önünde durdu. Şaşırdık. hemen dışarı fırladım. 3-5 dakika sonra
görevliler onu sedyeyle dışarı çıkardılar. Önümden geçerken ben de
seni, kÜÇÜĞÜm dedi ve gözlerini yumdu
herkes bana bakıyordu. ağlayarak koşmaya başladım. göz yaşlarım
durmadan akıyordu. eve geldiğimde annemler ondan bahsediyordu. ailesi
yokmuş. kendi gayretleriyle bu yaşa gelmiş, okumuş. sevdiği bir kız
varmış. ailesi vermeyince kız evden kaçmış. bir hafta sonra kız ölmüş.
kimi sevdiyse ölmüş. Çok acı çekmiş. İntihar edip hastaneyi aramış.
polisler geldiğinde evinin duvarında kÜÇÜĞÜm yazısını bulmuşlar. kÜÇÜĞÜm, sen de ölmeyazıyormuş
kÜÇÜĞÜm, sen de Ölme</description>
</item><item>
<title>Seni Seviyorum</title>
<link>http://www.hikayelerevi.net/Makale/Seni_Seviyorum.html</link>
<description>hatirlarmisin sevgİlİnden ayrildiĞin gÜnÜ.
hatirlarmisin terkedİldİĞİn o İlk geceyİ,
kalbİn yerİnden firlayacakmiŞ gİbİ,
herŞeye İsyan eden tavriyla atarken,
gerİ dÖnmesİ İÇİn,ayaklarina kapanacak kadar kÜÇÜlmÜŞken,
hatta daha İlerİ gİdİp ,
onun geÇtİĞİ yollari Öpmek İstedİĞİn o anlari hatirla.
sevİlmeden sevdİĞİn o gÜnlerİ,
aklindan bİr bİr sİlİp atmak İstedİĞİnİ,yenİ bİr aŞka kollarini yirtilana
kadar aÇmak İstedİĞİnİ,ve bu aŞkta yaŞayamadiklarini yaŞamak,
umutlarina kavuŞmak ve yaŞanan tÜm acilari unutmak İstedİĞİnİ,
Şİmdİ aŞik olmuŞken onu kaybetmek İstemedİĞİnİ,
mavİ dÜŞlere dalmiŞken uyanmak İstemedİĞİnİ,
artik beklemek İstemedİĞİnİ,
İŞtİ tam bunlari bulmuŞken,
ve bunlari kaybetmemek İÇİn
Şİmdİ haykir
senİ sevİyorum,
ve haykiriyorum
aŞki yaratan benİm sevgİlİm.</description>
</item><item>
<title>Bir Aşk ve Hifa Hatun</title>
<link>http://www.hikayelerevi.net/Makale/Bir_Ask_ve_Hifa_Hatun.html</link>
<description>medine
in kadınları hem güleryüzlü, hem de güzeldirler. ancak hifa hatun
başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine
samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. oğlu, abisi, erkek kardeşi
olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. onu ciddi
ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler.

hifa hatunun methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. bırakın
hekimleri, tüccarları, vezirler, sultanlar sıraya girer. ancak o necaşi gibi
bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece allahın rızasını diler.

ama taliplerin ardı arkası kesilmez. kimi ayaklarına halılar serer... kimi
cevahirler döker... yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı
sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı?

hifa hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, efendimizin huzuruna çıkıp "ey
allahın resûlü" der, "bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene." doğrusu
o, peygamber efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem gündüzleri oruç
tut ya da geceleri namaz kıl gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama
server-i kâinat "Önce evlenmen lâzım" buyururlar "zira bununla dininin
yarısını emniyete alırsın!" hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve
"siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım" der.

mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de "özel"
olması gerekir. lâkin resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem ne kimseye
ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar. her zamanki gibi basit ve pratik
bir çare bulur "yarın sabah mescide ilk gelenle evlen" buyururlar. bu
teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler
düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar.

bu haberi elbette hazret-i suheyb de duyar ama dikkate almaz. zira o fakir
ve kimsesiz biridir. evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur. kah ağaç
altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. uzun boyuna rağmen o
kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır.

ama bakın şu işe ki o gece allahü teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku
verir, hifa hatunun talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler.
resulullah efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem her zamanki gibi imsak
sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler.

nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve süheyb içeri girer.
resulullah efendimiz namazdan sonra hifa hatunu çağırtıp neticeyi bildirir.
hazret-i hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder.

efendimiz güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar. sonra şanslı
sahabeye döner "ey süheyb" buyururlar, "şimdi hanımına bir hediye al ve tut
elinden evine götür."suheyb radıyallahu anh ellerini çaresizlikle iki yana
açar. "İyi ama" diye mırıldanır, "benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de
sığınacak evim var."

hifa hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin dirhem gümüş olan
süslü bir heybe gönderir ve "filanca yerdeki köşkümü sana hediye ettim" der.
alemlerin efendisi çok hislenir onlara hayır dualar ederler.

süheyb, o gün medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla
konağa sokulur. kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki
hurma alır ve "ya hifa" der, "biliyorum sen benim için bulunmaz bir
nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. ben şükretsem gerek, sen
sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira
efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem "cennette yüksek bir çardak vardır.
orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar." buyurdular.

ve öyle de yaparlar. seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr
ile aydınlatırlar. cebrail aleyhisselam olup biteni resulullah efendimize
anlatır ve onları allahü teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler.

ertesi sabah, namazdan sonra efendimiz suheybi yanlarına oturtur "ey
süheyb" buyururlar "geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?"
süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle "allahın resulü en
iyisini bilir" cevabını verir.

efendimiz onlara "ne mutlu size" gibilerinden bakar, "İkiniz de
cennetliksiniz" buyururlar, "... ve allahü teâlâyı göreceksiniz!" süheyb
derhal secdeye kapanır ve "ya rabbi!" diye yalvarır, "o ki beni mağfiret
ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!"

allahü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, suheyb, secdede kalakalır. mescidde
bulunanlar ağlamaklı olurlar. resulullah efendimiz sallallahu aleyhi ve
sellem "size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi? Şu anda hifa hatun da
ruhunu hakka teslim etti" buyururlar.

namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o yüce server kıldırır.
İkisini yanyana toprağa bırakırlar. baş uçlarına küçük bir tahta çakar.
birine "Şükredenlerden suheyb" yazarlar, öbürüne "sabredenlerden hifa!"...</description>
</item><item>
<title>Yanlız Yaşa ve öl</title>
<link>http://www.hikayelerevi.net/Makale/Yanliz_Yasa_ve_ol.html</link>
<description>bir ilk bahar akşamıydı seni gördüğüm gün.İlk beyaz çorapların çekmişti dikkatimi hala gözlerimin önünde minicik ayakların.bütün hayellerimi değiştirmiştim birden herşeyimi senin üzerine kurmuştum dünya dönmüyor zaman durmuştu benim için artık ben aşık olmuştum.
artık her anım seni düşünmekle geçiyordu gecelerim gündüzlerim hep sendin.Çok kısa bir süre görmüştüm seni ama sanki yıllardır seni arıyor gibiydim.bir fırsatını bulup sana duygularımı açmam gerekiyordu.ama nasıl yapacağımı bilemiyordum sonunda ibrahimden tlf numaranı aldım.ama hep kapalıydı.bir akşam oturdum,elime kalemi aldım,o kadar içten sevgi yüklü bir mektup yazdımki sana okuduğunda duygularıma karşılık vereceğinden emin gibiydim.ama sen mektubu değil okumak almadın bile.İbrahim mektubu geri getirdiğinde elim ayağım çözüldü.sanki bi rüyadan uyanmıştım.bir umutsuzluk kaplamıştı yüreğimi,bir ay bu umutsuzlukla gönlüm yandı.seni gördüm bir ay sonra sanki yıllar sonra karşılaşmış gibi gözlerindeki ateş öyle bir saplandıki yüreğime artık hiçbir şey beni ümit etmemden alıkoyamazdı.
günlerim ümit etmekle geçiyordu.yolum hep mahallenden hayellerim gözlerinden geçiyordu.seni düşünmeden saniyelerim geçmiyordu,herkeze seni anlatıyordum,ben tanımadan herkez tanımıştı seni.adapazarındaydım bir gün ibrahimden telefon geldi,dönüyor afyona diye.sevdiğim hayatımın insanı gidiyordu benden çok uzaklara bakmadan arkasına bilmeden nasıl sevildiğini atıyordu kendini başka diyarlara.Çaresizlik içinde ben bir kez daha dedim dene kaybetmezsin birşey ama kazanırsın belki diye düşündüm kendimce.
atladım sevdiğimi taşıyan o güzel trene seni aradım vagonların arasında,buldum sonunda mutluluğumun kaynağını.o kadar güzel uyuyordunki bakmaya doyamadım sana,bir kağıt gönderdim sana üzerinde sana olan aşkımı anlatanşarkı sözleri kokusunda ümit tüten bir nazar boncuğu.konuştuk seninle uzun uzun olmıyacağını söyledin bana nedenlerini sayarak.haklıydın belki kendince ama bende haklıydım, bu hakkı kendimde görüyordum çünkü seni seviyordum.
Çaresizce ayrıldım o trenden, biraz buruk biraz kırgın,kızgın bi şekilde döndüm geri istemeyerek.o akşam sana söyleyemedim sevdiğimi ama ben seni yıllardır seviyor gibiydim.nerden bilebilirdimki çekeceğim acı günlerin başlangıcı olduğunun bunun.
günler sensiz geçiyordu artık,sadece hayalin vardı gözümde,arada konuşuyorduk seninle,bu konuşmlar okadar mutlu ediyorduku beni anlatamam.ben seni hep arzuluyor sen ise bana hiçbir zaman aklıma sokamıyacağım bahanelerini sıralıyordun.askerlik yoklamamda gelmişti bu arada,çektiğim sevda hasreti yetmezmiş gibi vatan hasretini soktular bağrıma.yıllar önce geçirdiğim ameliyet için izin vermediler vatan borcumu ödememe.
o kadar ağır bi yük binmiştiki omuzlarıma dayanılmaz acılar çektiriyordu bana,her şeye göğüs gerebilirdim ama senin hasretin okadar canımı yakıyorduki benim.arkadaşlarım daha hiçbir şey yaşamadan bu kadar kaptırmamı kendimi sana anlam veremiyorlardı.oysa ben hayellerimde yaşıyordum herşey seninle.
bu zor günler beni alkole yöneltti.neredeyse içmediğim gün yoktu, biliyordum bunun hiçbirşeye çözüm olmadığını ama elimden başka birşey gelmiyordu.zaman geçtikce gözümde hayalini bile canlandıramıyordum eskisi gibi,seni görmeyi okadar istiyordumki.sonunda ikna ettim seni.
yüreğim öyle çarpıyorduki sana ulaşacağım için bilemezsin.2003 ekiminde saat 6:20 gece bindim trene, o yol öyle uzadıki bana bitmedi bir türlü.sabaha karşı indim sevdiğimin nefes aldığı şehre.yanımda bir arkadaşım vardı can yoldaşım,sırdaşım seni beklerken bugunün mutlu bitmesi için dua ediyorduk.sen göründün uzaktan hayatımın anlamı yaşamam için bana güç katan güzel gözlüm karşımdaydı.oturduk seninle uzun uzun konuştuk sen bana yine sıraladın kendince nedenlerini,ama anlamıyordun ben seni seviyordum...
o gün yanağıma dokunmuştunya biliyomusun dört ay hiç kesmedim sakallarımı, tuhaf bi duyguydu arkadaşım aklına geldikçe hala güler bana.sonra hatırlamak istemediğim o hareketi yaptım sana beni vurmanı istedim, beni böyle gönderme demiştim sana keşke beni ogün vursaydında ben bukadar acıyı yaşamak zorunda kalmasaydım.Çaresizce ayrıldım yanından hiçbir şey düşünemiyordum tlfnu kırdım sonra birden nedensiz arkadaşım gitmemiz gerektiğini söylüyor ben ise ayrılmak istemiyordum sevdiğimin şehrinden....
meyhanede içmeye başladım,çalıştığım yeri aradım birden,işten çıkarmalarını tazminatımı yatırmalarını istedim geri dönmiyecektim,ustam imza atmam gerektiğini söyledi.tren saatine kadar içtim,trene bindim oradada içmeye devam ettim.artık konturolden çıktığımın farkındaydım,aniden camı açtım içimde nekadar nefret kızgınlık varsa kusmaya başladım camları yumrukluyor şuursuz davranuşlar sergiliyordum.güvenlikler ,görevliler toplandı birden başıma,arkadaşım durumu izah ediyor ben ise sinir krızi geciriyordum.birden silahı çektim, arkadaşım beni engellemeye çalışıyor ben ise ne yapacağımı bilmiyordum.ağlamaya başladım küçük bir çocuk gibi,jandarmaya haber vermişlerdi,kaçtım trenden hayatımın en uzun yolunu yürüdüm o akşam.
başka bir trenle döndüm adapazarına.trende bıraktıgım arkadaşımın yanında aldım soluğu,hiçbirşey sormadı bana ne diyebilirdiki zaten yüzümdeki çaresizliği içimdekiacıyı görebiliyordu.bütün gün içtim anlamsız yere, sızmışım kendime geldiğimde diğer arkadaşlarda gelmişlerdi,tekrar başladık içmeye.artık günlerim içki kadehlerinde hayellerim sende geçiyordu.
sorunlu biri haline gelmştim artık, sinirli,insanların kalbini kıran,hiçbirşey düşünmeyen senin tabirinle serseri olmuştum.senin imkansız aşkın itmişti tüm bunlara beni.ama hep içimde bir umut bir ışık tuttum,bu tuttu beni ayakta hep.seninle konuşuyorduk arada yine bu konusmlaradan hep bir umut çıkarıyordum kendimce, bir insan birini hiç durmadan düşünebilirmi,ben seni hiç durmadan düşünüyordum artık geceler gündüzler ,günler,aylar benim için bir önem taşımıyordu.benim herşeyim sendin gecemde gündüzümde...
İş yerinde sorunlar çıkardığım için beni gece vardiyasına vererek cezalandırdılar.aslında bu benim için ödülldü.sabah kalkıp kahvaltımı biranede yapıyor giderken işe üç beş fabrikaya götürüyordum.gece işten çıkınca tekrar devam ediyordum, tam beş ay sürdü bu..
artık içideki acıdan içmiyordum,kendi canımı alamıyordum en azından kanser filan olurumda ölürüm diye düşünüyordum.fabrika tatildeyken adapazarına gitmekiçin yola çıktım.adapazarına yaklaştıgınmda tren inemedim trenden gidip sevdiğimi görmek geçti içimden.sadece o güzel gözlerini görüp dönecektim geri.geldim afyona okul vardı ogün okulun karsındaki caminin avlusunda bekledim akşama kadar sevdiğimi görme arzusuyla.ama ümit ettiğim olmadı.bileti yanlış aldığım için dönüşüm bir gün ertesine kaldı,bir pansiyona gittim..
sevdiğimle aynı şehirde,aynı havayı ediyordum ama onun benim varlığımdan haberi blie yoktu.sabah olunca boş boş dolaştım,hatişin çalıştıgı yerın karsısındakı pastaneye oturdum,senin geleceğini ümit ederek.sonunda gördüm seni uzaktan kapanmıştın okadar yakışmıştıki sana fazla durmadın dükkandahemen çıktın bende arkandan birden kaybettim seni ilk defa olmuoyrdu bu...
tekrar boş boş dolaşmaya başladım,akşam üstü hatişi aradım,şaşırmıştı,konuştuk gitmem gerektiğini böylesinin daha iyi olacagını söyledi,ama bilmiyordu içimdeki fırtınayı.ayrıldım ordan,köşede beklemeye başladım az sonra oda çıktı.takip etmeye başladım ,böylece evi bulabilecektim,birden kaybettim koşturmaya başladım yakalayamadım, sonra bırıne amcanın adını söyleyerek evi sordum götüreyim seni dedi.ne yapacağimı şaşırdım kapının önüne geldiğimizde içeri girdim mecburen kısa süre sonrada çıktım.sonra siz aradınız hayatıın en zor anlarıydı bana söylediğin o sözler,ben sana daha çok yaklaşmak isterken seni benden istemeyerek daha fazla uzaklaştırmıştım.Çaresizce döndüm geri, o günler okadar zorduki insan anlatamaz rabbim kimseyede yaşatmasın...Çatıda içerken kaçkere atmayı düşündüm kendimi biliyormusunhep seni kazanacağım en azından göreceğim ümidiyle vazgeçmek zorunda kaldım.
zordu gülüm o günler okadar zorduki seni haırlatan herşey beni uçuruma yaklaştırıyordu.birgün iş yerine yeni biri başlamıştı muhabbet ederken nereli olduğunu sordum afyon dedi,çocuğu nasıl kaptığımı hatırlamıyorum arkadaşlar zor aldı elimden meğer benim dostlar söyletmiş çocoga..
yine gelip seni görmek istiyordum ama cesaretim yoktu,dayanamadım birgün atladığım gibi hareme gittim,otobüsü beklerkenkız kulesinin karşısındaki büfeci bir cocukla muhabbete başladık sızıncaya kadar içtik bırakmadı beni.her hareme gidişimde tuttu beni biliyomusun sayende çok arkadaşım oldu derdime ortak derdime derman olmaya çalıştılar ama benim dermanım sendin....
bir gün tlf çaldı acıyla,arayan ismaildi bana senden vazgeçmemi söylüyordu ölmemi istese daha kolay olurdu.çağırdım onu beni senden ayıracağını düşündükçe cılgına döndüm,and ettim öldürecektim onu o akşam ama yanında hatişle gelince birşey yapamadım aramamı söyledi bana hatiş.sinnirle kırdım telefonu senin istanbulda olup olmadığını sordum yok dedi,ama senin varlığını hissedebiliyordum..
ertesi gün arkadaşlarla dolaşırkenbirden çıktın karşıma,gözlerin bana öfkeyle bakıyordu ama ben içinden ufakta bir hayat öpücüğümü almıştım.cocuklar gibi şendim nasıl olmazdımki sevdiğim hayatımın tek anlamlı varlığını görmüştüm,duydumki sonra gözünden ameliyat için gelmişsin dünyam yıkıldı,ameliyet oldugun gün istanbulda nekadar hastane varsa aradım sana ulaşmak için bulamadım,hatişi aradım sonra iyi olduğunu söyledi içim rahatlamıştı...
hayatım birazdaha yaşanır hale gelmişti,en azından seni görebiliyordum arada.haftalar aylar böyle geçip gidiyordu,yaşayamadığım seninle güzel günleri hayalini ilerde olur diye kendimi avutuyordum.arada geliyortdunistanbula.anlayamadığım şu anbile ben hissedebiliyordumgeldiğini,bu hissettiğim ana mahallenin başında beklerdim sabahtan akşama kadar,hislerim heğ doğru çıkardı seni bi görürdüm,sanki dünyayı bana vermişler,geldi sevdiğim bırakmadı beni boynu bükük buralarda..yine biyerlerden numaranı temin ederdim,konuşmaya başlardık,hep böyle oluyordu biliyomusun ilk başlarda güzel konuşuyoruz daha sonra mutlaka birşeyler olur biterdi konuşmlarımız.ben tekrar dönüyorum karanlık dünyama beş alltı ay durabiliyorum karanlığın içinde,sonra başlıyorduk tekrar yine aynı film yine aynı son.ama ben elbet diyordum daha farklı bitecek.

artık yıllar geçiyordu ,tam üç yıl oldu,sana duyduğum o büyük sevginin başlangıcı.sana duydugum o büyk sevdanın altında ezik duruma düştüğümanlarda yaptığım hatalat bana işimide kaybettirmişti,pazarcılık yapıyırdum....
İstanbul boğuyordu artık beni sende yoktun artık buralarda, gelmiyordun eskisi gibi,aileme baskı yapıyordum adapazarına taşınalım diye belki bu sonu olmayan sevdadan kurtulabilirdim.en sonunda ikna ettim,karar verdik taşınacaktık zamanıda belirlendi.taşınmamıza bır hafta kala sen geldin istanbula,nasıl sevindim anlatamam seni gördüğüm zaman,daha sonra öğrendimki cananın düğünü için gelmişsin.cuma akşamı kına gecesi vardı,sen orda olacaktın bende orda olmalıydım,sen beni farketmedin ama ben bütün gece seni bi köşeden izledim seni.sen nefes kadar yakın güneş kadar uzaktın bana okadar uzaktanbile beni öyle yakıyordunki sevda ateşiyle ,eritiyordun beni yavaş yavaşbilmeden.
dayımın oglu kamerayla çekim yapacaktı kına gecesinde,bir akşam önce anmıştık seni uzun zun anlattım seni onayaşadığım acıları çektiğim ızdırapları sıraladım birer birer,sonra cebimden sana benzeyen bir sanatçının fotoğrafını çıkardım senin değildi ama ben onun gözlerinde seni buluyordumbukadar olurmu bi insan bu kadar sevilirmi dedibana,keşke daha fazlasını yapabilseydim diye söyledim ama elimden başka birşey gelmiyordu.İbrahimden hep bir fotoğrafını istedimher şeyi teklif ettim tehdit ettim yinede vermedi olmadıgını söyledi.dayı oglu kına akşamı istediğim resimleri verceğini söyledi banane kadar dua ettim ona o akşam bilemezsin,artık sevdan olmasadabir fotografın olacaktı bana ait..
ertesi gün eşyaları toplamaya başladık cumartesiydi,pazar günü taşınacaktık,hiç gitmek istemiyordum düğün saatide yaklaşırken ben ise herzamanki yerime gitmiştim.dostlar meyhanesine..
akşamdüğüne geldim okadar yakışmıştıkı sana o mavi elbise bir peri gibiydinadeta gecey güneş gibi doğmuştun birden.herkezin gözü sendeydi,kör olası gözler.ben ise devam ettim senden bana kalan tek hatıra içki kadehlerine,devamlı oynuyordun,herkez sana bakıyordu ve bu beni deli ediyordu.osırada yanımdaki biri sana kendi kendine söylendi,kafasını koparacaktım az daha,artıkson vermeliydim buna senin üzerinde olan bu bakışlara son kadehi yudumladım birini kestirdim gözüme kim olduğunu8 bilmiyorum sadece kavga çıkaracak içimi yakan bu bakışlara son vercektim.birden dayı oğlı girdi koluma dışarı çıkalım dedim bırak dedim yalvardı adeta zorla attılar bei taksiye amcaoglunun evine götürdüler...
İbrahim abim anlatmaya başladıbana yaşadıklarını.bende biliyordum birazını,yaptıklarının boşuna olduğunu bir anlam taşımadığını söyledi,şimdi pişmanım dedi.ben hiçbir yaptığımdan pişmanlık duymadım sadece seni üzdüğüm anlarda pişmanlığım var.seni ne sevdiğime pişmanım ne yaptığım anlamsız davranışlarıma ne çektiğim acılara.sen benim hayatımda yaptığım en doğru seydin...
sabah olduğunda eşyaları yüklemeye başladık kamyona,gidiyordum artık buralardan,seni gördüğüm sokaklardan hayalini düşündüğüm köşe başlarından,yolunu gözlediğim mahallemden,senin beni bırakıp öksüz beni gittiğin şehirden bende gidiyordum artık.artık seni arada bir görme umutlarımda olmayacaktı,yalnızlığımla yaşayan hayatıma karanlığıda ekliyordum.artık seni arada bir görme umutlarım bile olmıyacaktı.adapazarında hayat okadr zor geçiyorduki löyde olduğum için çalışamıyordumda.zamnım hep seni düşünmekle geçiyordu,artık fotografın vardı elimde bakıp bakıp hayeller kuruyordum güzel ama hiçbir zamn gercekleşmiyecek hayeller.
bazan düşünüyordum ben delirdimmi diye ,ama deli insan sevemezkidiye geçiriyordum aklımdan.İş buldum dört ay sonra hayatım bıraz düzelmişti.seni çok özlüyordum,yüzünü görme ihtimalim yoktu ama sesini duyma şansım vardı.arada gizli numaradan arayıp dinliyordum o içimi yakan sesini.dayanamadım birgün msj attım aradın daha sonra ben olduğumu bilmedenbenim olduğumu öğrenince salak deyip kapattın tlfnu.ben alışmışltım senin bana ettiğin laflara,ama emin ol senin bana ettiğin kelimeleri bilmiyorum başka birisi etse..daha sonra msj attın bana özür diliyordun değiştiğini söyleyip birden adımı duyunca istemeden çıktıgını sözcüklerin sevme diyeceğim sana ama gönül dinlemiyor diyordun bananasıl mutlu etmişti bu msj anlatamam..
daha sonra tekrar konuşmaya başladık aynı film başlamıştı yine,alırım belki dedim sevgimin karşılıgını azda olsa busefer.günlerime güneş doğuyordu artık,karanlık gecelerim geride kalmıştı artık,herşey güzel gidiyordu.hafta sonu arkadaşın düğününe gitmek için çıktık yola arkadaşlarla vardığımızda onlar düğüne giderken ben seni aradım sesini duymak için sen bana yine o sözcüğü söyledin.
benİ bİr daha arama.nerden çıkmıştı şimdi bu,herşey güzel giderken niye yapmıştın bunubana,nişanlandığını söyledin ömrümün yarısını alıp götürdün çaresizce kapattım tlfnu kırdım yine bütün suçu telefona attım o olmazsa belki bunların hiçbirini yaşamazdım dedim.bütün gece içtim,film başa sarmıştı yine..
kaza yaptım dönüş yolunda.döndüm çaresizlikiçinde eve.güneşim parçalanmış,geceler üstüme çökmüştü yine,ben ne yaptım allahım sana bana bunlar reva gördün,niye benim canımı yakıyorsun,içimi acıtıyorsun,beni yarattın niye yaşatmıyorsun,artık bıktımacı çekmekten sevdiğimi özlemekten hasret çekmekten ellerinin başkasının ellerine değdiğini bilmekten bıktım ey güzel allahım ya al canımı yabırak ben alayım..
seni sevdim seveli en acı günümü yaşıyordum,nerden bilecektimki dahada kötülerini yaşayacağımı.sorunlarım yeniden başlamıştı,dayanacak gücü zor buluyordum kendimde,o kadar yalnızdımki,bıkmıştım artık bu şanssızlığımdan ölüpte kurtulmak geçiyordu aklımdan hep,ama seni birdaha göremiyeceğim korkusu kaplıyordu ozaman içimi.yaşıyordum ama insan nasıl yaşadığını bilmeden sadece bedenim vardı ortalıklarda gezen.
tam bu arada iştenden çıkarıldım,herşey üstüste geliyordu,ertesi gün üniversitede işe başladım.hayat bişekilde devam ediyordu,azrailinde kapıma uğrayacağı yoktu,böyle yaşamasını öğrenmiştim azdaolsa.ağırdı ama senden gelen herşeye razı olmaktan başka yapacak birşeyim kalmamıştı,Üçay geçirdim sensizliğimle,çaresizliğimle,günler geçiyordu arada mutlu olduğum anlarda oluyordu tabi ama,ben seninle yaşayacağım mutluluklarıhayalini kurrunca bu anların hiçbir anlamı kalmıyordu,seninle evli olduğumun hayali beni sonsuz mutluluğa iterken gerçek olduğunu düşünmek olduğunu varsaymak anlatılmaz birşeydi,gerçeğini yüreğim kaldırmazdı herhalde mutluluktan.seni aramak istiyordum ama karşılaşacağım tepki beni korkutuyordu,sonra san kontur yolladım sen merakedip arayacaktın beni nasıl olsatepkın agır olablırdı ama en azından sesını duyabılırdım.
aradın beklediğim bir etpki vermedin nişanlanmamıştın hem,zaten hiç inanmamıştım buna belkide inanmak istemediğimden yalan diye geçirmiştim aklımdan.yine konuşmaya başkadık seninle ben bu sefer hiç ümitlenmedim,hazır tutuyordum kendimi her arayışımda tamam bu sefer arama beni der diye geçiriyordum aklımdan.bir akşam bana ben neredeyim diye sordun,hemen anladım istanbulda olduğunu ama erkek arkadaşın için geldiğini söyledin sesimi çıkaramadım bişey diyemedim.
sana duyduğum sevgi öyle bi yapıya bürünmüştüki anlamsızlıklar içeriyordu artık.görmek istediğimi seni,söyledim sana,ilk başlardan itiraz ettin,daha sonra ikna ettim seni,cuma günü için sözleştik seninle.perşembe akşamı evde hazırlanıyordum yarın için,en güzel elbiselerimi çıkarmıştım,seçim yapamıyordum,kolaymı sevdiğimin karşısına çıkacaktım,tam bir senedir görmüyordum seni,ben böyle heyecanla hazırlanırken saat tam 23:58de msj geldi sen den heyecanla açtım msjı...
gözlerinin çok ağrıdığını erkek arkadaşınla tartıştıgını görüşemiyeceğimizi,canını yakacak şeyler yapmamamı istiyordunbenden,sen bunları işstiyordun ama sen benim hep canımı yakıyordun,içimi acıtıyordun,her defasında ömrümden ömür alıp götürüyordun,madem görüşmeyecektinniye beni ümitlendirdin,niye beni böyle ortada bıraktın,nasıl kızdım sana bilemezsin hem sevdiğime kızdığım için kendime kızdım,hem bana bunları yaşattığın için sana...
artık sevgimin yanında öfke tohumları çıkmaya başlamıştı,omsjı tekrar tekrar okudukça büyüyordu tohumlar.bunun hesabını sormalıydım senden,neler yapardım bilmiyordum ama mutlaka canımın acısını dindirmeliydim.İbarahimi aradım döneceğin zaman beni aramasını istedim,bindiğin trene binip bana yaşattıklarının hesabını soracaktım.perşembe günü aradım ibrahimi nezaman döneceğini sordum,o ise gittiğini haberi olmadığını söyledi.sana olan kızgınlığım sevgimin üstüne çıktığının farkındaydım.kendimede kızıyordum olmıyacak bir sevdanın peşinde bu kadar koştuğum için bı kadar emek bukadar çaba sarfettiğim için..
artık hiçbirşeyin önemi kalmamıştı benim için.aradan iki hafta geçti,sebepsiz yere seni aradım,içimdeki kızgınlığı kelimelere döküp sana,içimden söküp atacaktım seni.alo dediğin o ilk an bütün öfkem toprağa gömüldü sanki,o an anladımki sen ne yaparsan yap ne söylersen söylenekadar canımı yakarsan yakben seni hiçbir zaman kalbimden söküp atamıyacağım.
konuştuk basit olan hayatımızdan.yine başlamıştı sonunun nasıl biteceği belli olan beni doyumsuz mutluluklara saran konuşmalarımız.
doğum günümdü o günsenden bir msj bir telefon bekledim, hani kutlarsın diye,aslında bi önemi yoktu doğum günümün ama senden birşeyler bekledim,sonra msj attım sana biraz sitem dolu.İşe başladığını aklında olduğumu söyledin bana,seninle o akşam en uzun konuşmamızı yaptık saat 00:23	e başladık sabah 05:42de bitirdik,ömrümün sonuna kadar devam edebilirdim böyle inan..bu konuşmalarımız devam etti,geceler boyu,herşeyden konuşuyorduk seninlebenim yaşadığım günlerden senin bana bakış açından,her aradığımda benimle konuşmandan,msjlarıma karşılık vermenden okdar mutlu oluyordumki,bunları ilk defa yaşıyordum,dörtyıl sonra ilk defa..
her tlfnu kapattığımda kızıyordum kendime sana kızdım diye.bana erkek arkadaşından bahsediyordun,onunla olan sorunlarından ayrılmanız gerektiğinden,ama onu sevdiğinden bahsediyordun bana.senin üzgün olduğunu bilmek kahrediyordu beni,artık benim olmanısevgilim olmanı istemiyordum,mutlu olman bana yetecekti.sana duyduğum bu aşk öyle bir hal aldıki kalbimi öyle bi kapladıki anlamsızlığa büründü yoksa dahamı anlamlı hale büründü anlayamaz hale gelmiştim..
senin mutlu olmanı gerçekten istedim,benimle olmıyacağını biliyordum artık,çünki ben sana senin istediğin hayalini kurduğun yaşantıyı hiçbir zaman tattıramazdım.belki ben çok mutlu olurdum ama seni dilediğin kadar mutlu edemezdim,şunu çok iyi biliyordumki seni hiçbir zaman üzmezdim.erkek arkadaşını aradım,biliyomusun hayatta yapacağım en son şeydi belkide.ama sen onunla mutlu olacagına inandığın için bende senin mutlu olmanı istediğim için elimden geleni yapmak zorundaydım.onunla konuştukça seni asla mutlu edemiyeceğini hep üzeceğini anladım.sana buna tam olarak söyleyemedim sebep olmak istemedim ondan ayrılmana.bi anda ona olan sevgin nefrete dönüştü,aslında sen öyle hissettin o anki duyduğun acıyla,gönül sevdimi ne kadar acıları yaşatsada ona sevdiği bir bakışınabir sözüne içindeki o anlık duyguyu alıp götürüyor dönüşü olmayan uzaklıklara.
umutsuzluk içine büründüğünün farkındaydım,aslında ben de sürükleniyordum umutsuzluk uçurumuna dogru,seninle konuştukaça hiçbir zamanbana gönlünün kapılarını açmıyacağını farkına varıyordum yavaş yavaş.ben senin senin sesini duyma ümidiyle gözlerine bakma arzusuyla yanıp tutuşurken sevgin bir çığ gibi büyüyordu,şimdi ise koca çığ erimeye başlamıştı.denizliye gelmemi istiyordun,biliyordumki oraya gelip senin güzel gözlerine bakıp geri dönmekbeni dahada kötü umutsuzluk çemberine saracaktı.döndükten sonra duaramıyacaktım buralarda tekrar gelip görmek isteyecektim seni ve üzecek şeylere sebep olacaktım seni..
bir msj yazdım sana gözlerimden yaşlar dökülürken aramıyacağımı söyledim birdaha seni.İlk defa ben demiştim bunu,nasıl yaptım hala aklım ermiyor,bir kaç gün bunun acısıyla sürüklenip giit.sana okadar çok alışmıştımki her akşam sesini duymaya uzun uzun seni dinlemeyebunları ben bitirmiştim,neden yapmıştımki bunu,aslında biliyordum bir kaç anlık mutluluk beni ileride çok büyük acılar yaşamama neden olacaktı ve görüp bitirmiştim doyumsuz konuşmalarımızı.
seni aramak istiyordum tekrar ama ben bitirmiştim nasıl yapacaktımki,içki kadehlerini yudumlarken cesaretim arttı,msj attım sana bir aydan sonra konuştuk seninle 6dakika 23 saniyemutlu etti beni yine bu konuşma,başlamıştı yine sonu türk filimlerindeki gibi biten film.msjlaşıyorduk seninle akşamlarıgüzel sözler söylüyordun banagönlümü okşuyordun o sözcükler.
yine arama dedin bana sevdiğinin olduğunubenimle konışarak ona ihanet etiğini söyledin.sen beni sevmediğin halde ben sana hiç ihanet etmedim,hayatıma kimseyi sokmadım.ne diyebilirdimki ne söylenebilirdi,koca bir hiç..
sana içimdeki acıyla sitem dolu bir msj attım,cevabın çok ağır oldu,bugüne kadar banasöylediğin en acı sözdü.ugruna dörbuçuk senemi verdiğim acılar yaşadığım gözyaşları döktüğüm gençliğimin en güzel çağlarını seni düşünmekle geçirip sana adadığım sevgimin sahte olduğunu söyledin bana,busözcükler okadar ağrıma gittiki içimdeki acıyla seni öldüreceğimi söyledim,adresini verdin.
İşten hemen çıktım,arkadaşımdan silahı aldım,gara gittim,trene bindim.Öyle bi nefret kaplamıştıki içimigözüm hiçbirşey görmüyordu hiçbirşey düşünemiyordum sadece o msjın geliyordu gözümün önüne.
eskişehirde tren lokomotifi değiştirirken dışarı çıktım.birden aklıma afyona dönüşün geldi,sana bir kağıt yollamıştım ya hani küçük bir cocukla,konuşmuştuk seninle yamakli vagonda sonra ayrılık vakti gelmişti.biliyomusun o gün jandarmayı aradım ternde bomba var diye ihbar vermiştim seni birazdaha görme ümidiyle..
gözümden yaşlar aktı birden.kendi kendimene yapıyorsundedim.hayatta en çok sevdiğn insanın canını uğrunda hiç düşünmeden feda edeceğin kişinin canını almaya gitmek nasıl bi duygu diye geçirdim.tren kalkmak üzereydi,bir yanım git bitir bu çözümsüz meseleyi,bi yanım atma kendini sonsuz vicdan azabına diyordu..
binemedim geri döndüm.eğer gelseydim yapardım gerçekten,belki daha sonra kendimide öldürürdüm.bitmişti artık herşey.yapabileceğim hiçbir şey yoktu.ne seni sevmeye devam edebilirdim artık nede mutlu olmaya.
ama nesen bir başkasından böyle büyük bir aşk göreceksin nede bir başkası benden.
vatan için akan kanın sevgili için akan gözyaşının bedeli yoktur.ben iki bedelide ödeyemedim.
yaşattığın o güzel duygu için sana teşekkür ederim prenses..</description>
</item><item>
<title>Sabır Taşı</title>
<link>http://www.hikayelerevi.net/Makale/Sabir_Tasi.html</link>
<description>fatma hanım yatan yavrusuna baktı bir kez daha.belki de bu onu son seyredişi,son görüşüydü.hayatta en çok değer verdiği,çok fazla önemsediği,hatta onun için herkesi kırıp, öz oğlunu yavuzunu bile hiçe saydığı,geleceğinin teminatı gözüyle baktığı küçük oğlu fatih’ti bu köhne hastanede yatan.yaşlı gözleri ağlamaktan kızarmış,titrek ellerini kaldırarak dua ediyordu yaradanına.aslında hiç yüzü yoktu dua etmeye.yaptığı adaletsizliği,haksızlığı,tüm insanların onları uyarmalarına rağmen dikkate almamalarının hesabını nasıl verecekti rabbine?ne kadar dua da etse,tövbe de etse yinede telafi edemezdi hatasını.ya büyük oğlu yavuz.onun yüzüne her baktığında,her yanına gelip halini hatırını sorduğunda yerin dibine giriyor,utançtan bakamıyordu yüzüne.her yemekte kendinden önce anne ve babasının yemeğiyle ilgilenen bir zamanlar hiçe saydıkları oğullarına nasıl affettireceklerdi kendilerini? hiçbir şey olmamış gibi nasıl davranacaklardı? onun yüzüne her baktığında hatasını düşünüyor,keşkeler zihninde dönüp duruyordu sürekli.gelecekte keşke dememek için yaptığımız her davranışı,söylediğimiz her sözü düşünerek söylenmesi gerektiğini anlamıştı ama geç kalmıştı biraz.yavuzun sürekli kullandığı bir söz geldi aklına.

‘söz ağızdan çıkmadan biz ona hükmederiz.ama ağzımızdan çıktığı anda o bize hükmeder’

aslında geçmişimiz geleceğimizi yönlendirir.

evet böyle derdi yavuz.neye yatırım yaparsak günü geldiğinde o bizi karşılar.bu dünyada da ahirette de.geçmişimiz bir nevi geleceğimizin aynasıdır aslında.fatma hanım bunları düşündükçe utancı daha fazla artıyor pişmanlığını ifade edece söz bulamıyordu.Çok geç kalmıştı,hem de fazlasıyla.geçmişi bir bir geldi gözünün önüne.buruşmuş göz kapakları kapanmış,yaptıklarını ve yapması gerekirken yapmadıklarını düşünmeye koyuldu.

İstanbul’un köhne bir ilçesinde gecekonduda iki oğlu ve kocasıyla yaşam mücadelesi veren sıradan bir kadındı o.sıradan bir anne yani.onu diğer annelerden ayıran tek farkı ise şimdi ayırt edebiliyordu.onun pişmanlığı da bu yüzden di zaten.akşam geç vakte kadar çalışan kocası,büyük oğlu yavuz,küçük oğlu fatih.İki oğlundan en çok fatihi seviyordu.Çünkü o, hasta olduğu için sürekli korunmaya muhtaç bir haldeydi.ağabeyi yavuz sağlıklı ve işinde gücündeydi. fatma hanım yatmakta olan oğlunu baştan aşağı süzdü.bebeklik hali geldi gözünün önüne.o doğduğunda da çelimsizdi.hastalığı daha doğduğu yıllarda başlamıştı.onun hastalığı ile uğraşırlarken yavuz ilk okula gidiyor gayet sağlıklı bir şekilde devam ediyordu yaşamına.fatih’le hastanelerde koştururken yavuz okuldan eve döndüğü zaman genelde anne ve babasını evde bulamıyor onlar gelene kadar dış kapıda bekliyordu ailesini.Çoğu zaman açlıktan ve soğuktan üşüyen minicik ellerini zor çıkan nefesiyle ısıtmaya çalışıyor, aç olan midesine bastırarak başka şeyler düşünmeye çalışıyordu.İleriden anne ve babasını hasta kardeşiyle beraber geldiklerini görünce dünyalar onun oluyordu.koşarak annesinin sıcaklığını duyabilmek için bacaklarına sarılıyor ve her defasında da sinirli annesinin onu ayağıyla itmesiyle zoraki uzaklaştırılıyordu.evlerine girer girmez annesi söylenmeye başlıyordu bıkıp usanmadan.

- yinemi üstünü başını kirlettin.sen ne biçim bir insansın anlamadım ki? biz hasta kardeşinle uğraşıyoruz sen bize yardım edeceğine daha fazla yoruyorsun.

yavuz korkudan bir köşeye siniyor açlığını bile annesine söylemeye cesaret edemiyordu.akmaması için zor tuttuğu gözyaşlarını içine akıtarak annesinin kardeşine şefkatle sarılıp

- ne yemek istersin yavrum.canın ne istiyorsa söyle onu pişireyim.aslan yavrum benin.İyileşecek ve bize o bakacak.bizim onu taşıdığımız gibi o da bizi sırtında taşıyacak diyerek yanağına sıcacık bir öpücük kondurmasını seyrederdi çoğu zaman.kardeşini o da çok seviyordu ama anne ve babası sanki kardeşinin hastalığının intikamını ondan alıyormuş casına kötü davranmalarına bir anlam veremiyor,kardeşine her yaklaştığında annesinin hışımla parmağını ona doğru sallayarak

- sakına çocuğu ağlatma yoksa seni pişman ederim.

sözlerinden sonra içten içe kardeşine de kızıyordu.

annesi yemek hazırlarken oda kırık dökük bir oyuncak arabayla oynamaya başladı.Çocuk aklı en ufacık bir şeyle avunuyor,en ufacık bir şey onu mutlu edebiliyordu.babası da televizyonda haberleri dinlemeye koyulmuştu.kardeşi yattığı yerden ona bakıp arabasını istedi.yavuz:

- olmaz o benim arabam.

- ver dedim arabayı bak anneme söylerim.

- az ben oynayayım sonra sana vereyim tamam mı kardeşim demesiyle kardeşinin çığlığıyla irkildi.

- anne abim arabayı bana vermiyor.

anne koşar adımlarla gelerek bir yandan söyleniyor bir yandan da yavuzun elindeki arabayı hızla çekti.hem acıyan eli, hem de arabasının gittiği için yavuz da ağlamaya başlamıştı ki oturan babası öfkeden kıpkırmızı olmuş vaziyette yavuza tekme tokat vurmaya başladı.tekmelerin bir biri ardına suratında ve tüm vücudunda patladığından yavuz minik elleriyle yüzünü saklamaya çalışırken bir yandan da yalvarıyordu.

- babacığım ne olur yapma sonra çok acıyor.anne ne olur kurtar beni söz veriyorum bir daha kardeşimi hiç üzmeyeceğim.oyuncaklarımın hepsini ona vereceğim.ne olur babacığım yapma ne olur!

babanın gözü dönmüş hasta olan çocuğunun intikamını alırcasına yerde zavallı bir şekilde yatan minik bedeni tekmelemeye devam ediyor onun haykırışlarını hiç duymuyordu bile.anne hissiz sadece seyrediyor fatihe sarılmış öylece bakıyordu.taki baba yavuzu duvara savurup kafasından kan gelene kadar.yavuzun artık takati kalmamış yalvaramıyordu bile.bu sesler ve bağırışmalar oturdukları gecekondunun dışına taşmış komşular toplanmıştı bile.zaten alışıklardı bu duruma.bu ne ilkti ne de son.yan komşularından hatice ana yaşlı haliyle koşarak girdi içeriye yerde yarı baygın kanlar içinde yatan minik yavruya bakıp, söylenmeye başladı;

- siz insan olamazsınız.ne istediniz yine bu yavrudan? bu kaçıncı? korkarım bir gün öldüreceksiniz bu yavruyu.

hiç mi allah korkusu,anne baba sevgisi,hiç mi merhamet yok siz de?

bir yandan söyleniyor diğer yandan eline geçirdiği bir bez parçasıyla pansuman yapıyordu.ama kanamayı bir türlü durduramayınca yavuzu yaşlı haline bakmadan kucaklayarak dışarı çıkardı.kapının önünde ki merakla olayı seyredenlere bağırarak;

- görmüyor musunuz çocuk kötü durumda ambulansı çağırın hadii!

baba içeriden hala söylenmeye devam ediyordu.

- oda fatihi ağlatmasaydı.o hasta bilmiyor mu? kendi sağlıklı diye bu çocuğu niye ağlatıyor? fatih kendini koruyamıyor onun yerine ben korurum oğlumu.

fatma hanım hala fatih’e sarılmış başını okşuyordu oğlunun.oysa diğer oğlu yarı baygın anne anne diye mırıldanıyordu.

hatice ana gözyaşları içinde bir yandan dua ediyor diğer yandan da yavuz’un yaralı vücudunu okşuyordu.her kafadan bir ses çıkıyordu.

- hastaneye gerek yok aslında çocuk bu toparlar kendini

- nerde kaldı bu ambulans?

- neden dövmüşler yine bu çocuğu? en sonunda öldürecekler bu biçareyi.

- bunlarda insaf yok canım.hiç insan kendi evladına bunu yapar mı? zavallı çocuğun haline bak.vicdansız bunlar vallahi vicdansız.

- Öz değildir belki de ne biliyoruz ki? bak diğerine yapmıyor.

- Öz canım ben biliyorum.senelerdir komşuyuz.ama fatih’i hasta ,yavuz da sağlıklı ya sanki onun intikamını alıyorlar bu zavallıdan.

- bu çocuk ne yapsın canım? bumu hasta yaptı diğer evlatlarını?

kaç senedir komşularıyım bu çocuğa bir kere sarıldıklarını görmedim ikisinin de.ama fatih’i şımartıyorlar.oda gün gelir başlarına bela olur.belli mi olur hayat bu belki de dövdükleri bu zavallıya muhtaç kalırlar.diğeri hasta diye tepelerine çıkarıyorlar.ya bu çocuk sakat kalsa şimdi ne olacak?

hatice ana konuşanlara sinirli bir şekilde bakıp söylenmeye başladı;

- bırakın dedikoduyu telefon açın da çabuk gelsin şu ambulans.

hatice ana şefkatle baktı gözleri yarı aralanmış bitkin bedene.Çok kısık bir şekilde hala mırıldanıyordu.

- anne beni kurtar.anneciğim çok canım acıyor.baba ne olur yapma.bunları duydukça hatice ananın gözyaşları kucağındaki yaralı bedene doğru akmaya başladı.aradan birkaç dakika geçmişti ki ambulansın sireni acı acı çalarak yanlarına kadar gelmişti.görevliler araçtan hızla inip yerde kanlar içerisinde yatan yavuzu sedyeyle ambulansa bindirerek yine aynı acı sesle uzaklaştılar oradan.yavuz’un yanında ne kurtarması için hala yalvardığı annesi vardı,ne de onu bu hale gelene kadar döven babası. hiç biri yoktu yanında. onu defalarca bu şekilde dayaktan kurtaran hatice ana vardı yanında.yaşlı kadının eli minik,ürkek ve titreyen eli kavramış ona güç veriyordu.

- tamam yavrum geçti.hastaneye gidiyoruz.İyileşeceksin merak etme.

ambulansın içinde doktor yarayı temizlerken yavuz gözlerini hafifçe araladı.karşısında müşfik bir şekilde ona bakan hatice anayı görünce buruk bir tebessüm kondurdu kan içinde kalan yüzüne.güvende olduğunu anlamış minik eli yaşlı kadının elini daha bir güvenle sımsıkı kavramıştı.bu halde hastaneye gelmişler o geceyi orada geçirmişlerdi.kendine geldiğindeyse doktor sordu.

- oğlum seni bu hale kim getirdi anlat bakalım.olayı polise bildirmeliyiz.

yavuz’un sesi titriyor onu bu hale getirse de babasının polisle karakolla uğraşmasına gönlü razı olmuyordu.hem söylese bile eve geri döndüğünde daha kötü dayak yiyeceğini de biliyordu.daha önce de bu şekilde olmuş babası ona sıkı sıkı tembih etmişti;

- sakın benim dövdüğümü söyleme.yoksa beni hapse atarlar.kardeşin de sen de babasız kalırsınız.sonra size kim bakar? sana sorarlarsa çatıdan düştüm de tamam mı?

doktorun ısrarla sorusuna kısık bir şekilde cevap verdi.

- Çatıdan düştüm doktor amca.topum oraya kaçmıştı da.

hatice ananın gözleri doldu.yüreğinde müthiş bir sızı hissediyor doğruyu söylemek istese de daha sonrasını düşünerek dudağını morartana kadar ısırarak sessiz kaldı.bir ara yavuz’la göz göze geldiler.yavuz’un ona yalvaran gözlerle bakması onun yüreğini daha da fazla yakıyor bir şey yapamamanın verdiği çaresizlik onu helak ediyordu.

doktor çok inanmasa da çocuğu daha fazla üzmek istemiyordu.

- peki annen baban yok mu yavrum senin?

- var efendim.

- neden yanında değiller peki?

- kardeşim hasta olduğu için onu yalnız bırakamadılar.ben de hatice ana ile geldim.

doktor’un kafası iyice karışmış vaziyette hatice ana ya döndü.hatice ana müşfik bir şekilde bir doktora bir de yavuz’a bakarken gözyaşları sel olmuştu yine. keşke anlatabilseydi.keşke küçücük çocuğun vücudundaki morlukların mimarı olan kişiyi ele verebilseydi.keşke yüreğinden geçeni açıklayabilseydi.keşke yapabilseydi tüm bunları.boğazında düğümlenen bu keşkelere daha fazla dayanamadı.gözlerini doktordan hızla kaçırırken gözyaşlarını gizlemek istercesine arkasını dönerek çıktı odadan.kapıda doktorun çıkmasını beklerken hala tereddüt içindeydi.söylese daha kötü olur muydu acaba? söylemediğinde de yine aynı şekilde davranması kaçınılmazdı.gel-git ler içerisindeyken doktor da yavuzu muayene edip odadan çıkmıştı.

hatice ananın yanına gelip yavaşça mırıldandı;

- Çocuğu muayene ettim.vücudun da morarmamış bir yer kalmamış. bunlar kesinlikle düşme izi değil. Şiddete maruz kalmış bu çocuk.kim yaptı bunu? 

bunu yapan insan olamaz.

- ne olur doktor bey kimseye söylemeyin.size yalvarıyorum.yoksa daha kötü vaziyette geri gelir buraya belki de mezara gider allah korusun.zoraki sadece bunları söyleyebildi.kelimeler boğazında düğümlenip kalmıştı.yüreğinin bir tarafı

- söyle de cezasını çeksin insafsız adam. derken bir tarafı da;

- sakına eve geri geldiğinde kesinlikle çocuğu yaşatmaz.belki de akıllanmıştır.

bir daha yapmaz.korkmuşsa bir daha dövmez belki de. diyordu.ama bu söylediklerine o da inanmıyordu aslında.

doktor daha da fazla hiddetlenmiş sıktığı yumruğunu diğer eline vurarak söylenmeye başladı;

- bu minik bedeni bu hale getirenler aramızda dolaşıyor.İnanamıyorum.vallahi aklım almıyor.allah cezalarını versin böylelerinin.Çocuk kendinde çıkarabilirsiniz.ama emniyette olduğundan ve başına bir daha böyle bir şey gelmeyeceğinden eminseniz alın götürün evine.

hatice ana üzerine bir kat daha fazla yük binmiş,ağırlığı kaldıramayacağını düşünürken kapı aralığından çelimsiz elleriyle onu çağıran yavuza bakıp;

- tamam götüreyim.İnşallah bir daha bunu yapmaz.yaparsa da biz mahalleli olarak ona dersini veririz inşallah.

- peki siz bilirsiniz.size geçmiş olsun.

- sağ olun doktor bey oğlum.allah sizden razı olsun.siz kim bilir daha nelerini görüyorsunuzdur?

- evet çok olayla karşılaşıyoruz.ama pek çoğu kaza,yaralanma vesaire.ben en çok kendinden küçük ve korumasız yavruların bu şekilde hayvanca hırpalanmasını hazmedemiyorum.

- hiç kimse hazmedemiyor evladım.kim hazmedebilir ki? İnsan olanın yüreği kaldırır mı böyle bir şeyi? güçsüzlük ifadesi aslında bu.kendinden küçük birini dövmek,hırpalamak. zavallılığın bir ifadesi bence.

- evet teyzeciğim haklısınız.zavallıların işidir bu.ama allah er geç kim zavallı kim güçlü gösterir.allah büyüktür teyzeciğim,allah en büyüktür...

- amenna oğlum amenna...

hatice ana doktora teşekkür ederek ayrıldı yanından.yavuzun yanına geldi.tebessüm ederek başladı konuşmaya;

- hadi bakalım bu kadar yatmak yeter dedi doktor bey.artık eve gitme vakti geldi.yavaş yavaş çıkalım mı?

yavuz’un ışıldayan gözleri bir anda karardı.eve dönmek, bu ifade ne kadar soğuk ne kadar kötü ve ne kadar canını acıtıyordu onun.vücudundaki ağrılara aldırmadan yavaşça doğruldu.güvendiği el yine imdadına yetişmiş onu yataktan düşmekten kurtarmıştı.yatağa oturup karşı ki camdan dışarıya baktı yavuz. hava pırıl pırıl aydınlıktı.ama onun yüreği kapkara vaziyette gidiyordu evine.hırpalandığı,dövüldüğü,horlandığı,itilip kakıldığı yere dönüyordu.titrek bir sesle başladı konuşmaya;

- hatice ana sen olmasaydın ben ne yapardım.

gerisini söyleyemedi.sesi kısılmış,boğazında düğümlenip kalmıştı sözcükler.daha çok şeyler söylemek istese de ağlamaktan konuşamayacağını anladı.bir süre öylece sessiz baktı bu yüreği kocaman kadına.bu nur yüzlü kadını imanı mı böyle yapmıştı? gıpta ile baktı yüzünde ki çizgileri derin ama imanın verdiği nurla parlayan bu kadına.o da büyüyünce tıpkı onun gibi olmaya yemin etti o gün.onun gibi müşfik,onun gibi sevecen, onun gibi yardım sever,onun gibi imanlı.

hatice ana eşyaları toparlamış yavuzun koluna girerek çıktılar odadan.koridorda ilerlerken akşam onun halini görenler acıyarak bir birlerine gösteriyorlardı zor yürüyen bu çocuğu.kapıya kadar gelmişlerdi ki,hatice ana;

- bir dakika bekle.ben taksi çağırayım yavrum sen şurada otur. yavuz mahcup olmuştu.emekli maaşıyla zar zor geçinen kadına daha fazla yük olmamak için;

- gerek yok hatice ana ben yürürüm.

yaşlı kadın onun neden böyle dediğini anlamıştı.tebessüm ederek karşılık verdi;

- sen yürürsünde yavrum ben yaşlı bir kadınım.ben yürüyemem.

onlar kendi aralarında konuşurlarken taksi yanaşmıştı bile yanlarına.taksiye binerek hızla uzaklaştılar oradan.yavuz eve gidince neler olacağını düşünüyor,bir taraftan da ağrılarını düşünmemeye çalışıyordu.ve nihayet kapının önüne geldiklerinde arabadan inerek yavaş adımlarla eve yöneldiğinde arkasına dönüp hatice ana ya baktı.o gelmiyordu.kendisine baktığını fark edince;

- sen yalnız git oğlum.yine bir şey yaparlarsa sakın orada durma koş bize gel tamam mı?ben seni kurtarırım.hadi yavrum allah yardımcın olsun.

- her şey için teşekkürler hatice ana.sen bana öz annemden daha fazla annelik yaptın hakkını helal et.

- helal olsun yavrum.helal olsun.

eve iyice yaklaştığında içeri girip girmemekte tereddüt etti.titreyen eli zile değmiş kısa bir süre sonra da kapı açılmıştı.kapıyı açan annesiydi.

- gel bakalım.İyileştin demek.sen sağlıklısın zaten sana bir şey olmaz.turp gibisin sen.hadi bakalım geç kardeşini oyala bende yemek hazırlayayım.birazdan baban da gelir işten.

Ürkek adımlarla içeri girdi yavuz.kardeşi yine televizyonun karşısındaki koltuğa oturmuş önünde meyve tabağı kumanda diğer elinde,keyfi yerindeydi.

yıllar bu şekilde akıp gitmiş,kardeşi hasta olduğu gerekçesiyle hep el üstünde tutulmuş,şımartılmış,o ise sağlıklı olduğu için azarlanan,dayak yiyen horlanan,hatta çoğu zaman kardeşinin yapmış olduğu yaramazlıklar yüzünden bile cezalandırılan ikinci sınıf muamelesi gören bir kişilik olarak hayatını devam ettirmişti.ama sürekli acı çekerek büyümüş okula parasız başkalarının verdiği kıyafetler ve kitaplarla,kar,kış demeden yürüyerek gidip gelmişti.acılarla yoğrulmuştu yani.

orta okul ve lisede hem çalışıp hem okumuş,okul ihtiyaçlarını kendisi çıkardığı gibi eve de katkıda bulunuyordu.kardeşi ise iyileşmesine rağmen çelimsiz olduğu için yine el üstüde tutularak servisle gidiyordu okula.yavuz asla kıskançlık duymuyor,aksine kardeşine çok üzülüyordu.onun iyileşmesi için sürekli dua ediyor hatice ana dan ona miras kalan dua yı dilinden düşürmüyordu.onu kızdıran tek şey anne ve babasının kardeşi ve ona farklı davranmalarıydı.o kadar farklı davranıyorlardı ki,bunu herkes hissediyor çoğu zaman etrafındaki insanların ona acıdıklarını fark ettiğinde ise fazlasıyla üzüyordu ama elinden bir şey gelmiyordu.bu hal o askere gittiğinde de devam etti.onu bir kere bile aramadılar.o ise allah inancı sayesinde onları asla terk etmeyip sürekli hal hatırlarını sordu.

asker arkadaşları yavuzun anne abasının yaşadığını bile bilmiyorlardı.akşamları arkadaşlarına ailelerinden gelen telefonlar anons ediliyor,her konuşanda müthiş bir sevinçle geri gelerek, ballandırarak anlatıyorlardı aileleriyle konuştuklarını. o ise bunu bir kere bile yaşayamadı.geceleri sessizce ağlayarak geçirir,gündüz arkadaşlarına bir şey hissettirmezdi.tek sırdaşı rabbiydi.sadece ona derdini açar ailesinin doğru yolu bulmaları için dualar ederek geçiriyordu gecelerini.Çünkü çarenin sadece onu yoktan var eden de olduğunu biliyordu.arkadaşları gayet rahat para harcarlarken ona hiç para gelmediği için bir şey alamıyordu ama o buna aldırmıyordu.ailesinden istediği tek şey sadece onu arayıp sormalarıydı.fakat bir kere bile aramadılar.

tezkere aldığına sevinememişti bile yavuz.bölükten toplanan parayla İstanbul’a zar zor gelmiş, yaşadığı mahalleye girince de ilk işi hatice ana nın mezarını ziyaret etmek olmuştu.saatlerce dua etti orada.ona çok şey öğretmişti çünkü.vicdanlı olmayı,müşfik olmayı,merhameti,sabrı,imanı ve insan olmayı ondan öğrenmişti.hayatına değer katmıştı onun.neden dünyaya geldiğini,ne yapması gerektiğini hep o öğretmişti ona.o,öldüğü zaman da en çok üzülen de yavuz olmuştu tabi.koruyucusunu kaybetmişti,onunda değerli olduğunu hissettiren tek kişiyi kaybetmişti,yiyen,içen,gezen et yığını değil de allaha ibadetle emrolunan bir kul olduğunu ondan öğrenmişti.uzun uzun dua etti bu unutamadığı gerçek ana şefkatini hissettiği tek kişinin mezarında.

sonra ayakları ister istemez eve yöneldi.kapıyı komşu gibi çaldı.annesi açtı kapıyı.yaşlanmış,saçlarına aklar düşmüş bu kadın onu doğuran ama şefkat göstermeyen bu kadın,dövülmelerinde sessiz kalan bu kadın için ne hissediyor olabilirdi? koca bir boşluk. sadece bu.annesi herhangi bir komşu gibi sarıldı oğluna.fatih büyümüş yine her zaman ki gibi şımarık bir edayla abisine hoş geldin dedi.aynı anne babaya sahip olduklarına,kan bağının bulunduğuna inanamıyordu.bu soğuk buz dağı onun kardeşimiydi? kardeş neydi? ne yapardı aslında? ya anne baba neydi? onlar ne yaparlardı? doğurmakla mı sınırlıydı görevleri?yanağındaki ize baktı.bu yine bir dayak seansında meydana gelmişti ve bir ömür boyu taşıyacaktı onu.taşımak zorundaydı.her aynaya baktığında yanağını kaplayan o kapanmaz yarayı gördüğünde ne hissedecekti?Çocukları sorduğunda ne cevap verecekti onlara? babasını nasıl anlatacaktı? ya tepkisiz kalan annesini? ahiret’te ne cevap vereceklerdi peki allah’a? nasıl savunacaklardı kendilerini? adaletsiz davranan bu insanlar allah’tan nasıl adalet umacaklardı? evet allah adildir.hem de hiç kimsenin olmadığı kadar.nihayet akşam olmuş baba da gelmişti işten.Öylesine sarıldı vücudunun pek çok yerinde imzası bulunan oğluna.yavuz da ona yönelirken ürkekti,titrekti.aniden dövmeye başlamasından korkan bir hali vardı ama artık imkansızdı bu.

yavuz o gün hep gözlemledi.yaşadığı bu ev,onun isteği dışında anne-baba ve kardeşi olan bu insanlara baktı uzun uzun.fatihin anne-babasına davranışlarına baktı.hakaret ediyor,küfrediyordu.emirler yağdırıyordu onun için çırpınan bu insanlara.oysa o bir kere bile karşı çıkmamıştı onlara.bir kere bile saygısızlık göstermemiş, sürekli saygılı davranmıştı onlara.oysa fatih annesine emirler yağdırıyordu sürekli.yavuz annesine sofra kurarken yardım etti.yaşlanmış ve bezgin haline dayanamadı.sofraya oturmuşlardı ki fatih bağırmaya başlamıştı.

- neden bir bardak getirdin? ne biçim sofra bu? İnsan ol biraz ya.git bir bardak daha getir.

yavuz şaşırmıştı.yutkundu.bir şeyler söylemek istese de sabretmek daha iyidir dedi.kabahat onda değil,onu bu hale getirenlerdeydi.hastalığından eser kalmamasına rağmen yine onu kullanarak anne babasına hükmeden bu insanda tıpkı babasını hatırlattı ona.o gece pek bir şey konuşmadan yattılar.aslında hesap sormak istiyordu onlara.

- neden beni hiç aramadınız? neden hiç para göndermediniz? hasta olup olmadığımı hiç merak etmediniz mi? neden? neden?

hiç birini soramadı.gerek duymadı belki de.ne yararı olurdu ki sormasının? zamanı geri alamayacağına göre ne işe yarardı ki hesap sormak?

- sessiz kalmak en doğrusu.sessiz kalıp uygun bir şekilde burayı terk edip gitmek. diye geçirdi içinden.

sabah olunca ilk olarak iş bulmaya karar verdi.ama bu o kadar zordu ki.böylece haftalar geçmiş o çok aramasına rağmen hala bir iş bulamamış,anne ve babasının hakaretleri yavaş yavaş başlamıştı.ve allahın izniyle çalışabileceği bir iş bulmuş genellikle işe yürüyerek gidip geliyor yol parasına kadar biriktiriyordu.evlenme yaşının geldiğini düşünse de ailesinin yardım etmeyeceğini bildiğinden dolayı kendi çabasıyla bir şeyler yapabilmek için sürekli gece gündüz çalışıyordu.eve de para veriyordu ama annesi onun biriktirdiği paraya göz dikmişti.bir gün yine işten geldiğinde yavuzu bir kenara çekerek nasihate başladı;

- bak oğlum bu paraları bu şekilde biriktirmen iyi değil.değer kaybediyor bunlar.İstersen sen onları bilezik yaptır.ben takarım.hem evden çalınmamış olur.hem de düğünün olacağı zaman onları bozdurarak ihtiyaçlarını giderirsin.

yavuz çaresiz kabul etti.kendisine nasihat verecek,doğruyu gösterecek,onun yanında olan birilerinin olmasını çok istediğinden, bu teklifin de onun için hayırlı olduğunu düşünmüştü.ertesi gün,canını dişine takarak biriktirdiği geleceğine yaptığı yatırımı bilezik olmuş,onu döven,hırpalayan,azarlayan,kıyaslayan annesinin kolundaki yerini almıştı.dirseğine kadar gelmişti bu bilezikler.

yavuz bu arada hem çalışıyor,hem de kendini geliştirmek için kitaplar okuyor,bir şeyleri doğru yerden öğrenmek adına sürekli koşturuyordu.ve nihayet seneler sonra kendi gibi düşünen birini tavsiye etti bir arkadaşı.görüşmeler sonunda evlenmek üzere anlaştılar.fakat ailesini ikna etmesi gereken yavuz bunu bir türlü yapamıyor sürekli onlarla karşı karşıya geliyordu.Çok fazla dindar buldukları gelin adayını istemeye gitmek imkansızdı.ve son gün yavuz senelerdir yapmak isteyip te yapamadığını başardı.onlarla konuşmaya karar verdi.akşam yemeğinden sonra anne ve babasını karşısına alarak başladı konuşmaya;

- anne-baba.ben sizden şimdiye kadar kendi adıma bir şey istemedim.her ihtiyaç duyduğumda yanımda değildiniz.İhtiyaçlarımı hep başkaları karşıladı.en zor anlarım da bile,size en fazla ihtiyaç duyduğum anlarda bile hiç yanımda olmadınız.beni dünyaya getirmeye vesile olan iki insan olarak sizden ilk ve son kez bir şey istiyorum.emin olun bunu ben yapabilseydim veya bir başkasına yaptırabilseydim sizden asla istemezdim.İlk kez bana analık babalık yapın bu sizden son isteğim.anne ve babası uzun süre düşündükten sonra bir kere kızın evine gidip istemeyi kabul ettiler.ama babanın bir şartı vardı, hışımla söze atıldı;

- bak ama sadece bir kere giderim.bir daha asla gitmem.ne halin varsa gör.yavuz ailesiyle ilk kez gidip isteme işlemini yaptılar,kızın ailesi olgun insanlardı ve zorluk çıkarmadan;

- onlar istiyorsa bize laf düşmez.haklarında hayırlı olur inşallah.gelin adayı içeri girip bir şeyler ikram ettiğinde baba sinirli bir şekilde baktı oğluna.Örtülü bir gelin istemiyorlardı.hele birde bu şekilde fazla örtülü olunca iyice sinirlenmişti.anne aslında namaz kılmasına rağmen oda çok hoşnut değildi bu işten.yavuz kendi çabasıyla evi tutup,birkaç eşya aldı.kendilerini zorlamadan basit bir düğün yapacaklardı.ailesi yavuz’u bir kez daha şoka sokup ihtiyaç duyduğu zaman vereceklerini söyledikleri bilezikleri vermemişti.kız, yavuz’un durumunu bildiği ve onun üzülmesini istemediği için kendi bilezik takmaktan hoşlanmadığını söyleyerek onları almamasını, annesine hibe etmesizi istedi yavuzdan.yavuz hayran olmuştu bu olaya.Şimdiye kadar ailesi ondan ne koparabilirlerse kar sayarlarken karşısında evlenmeyi düşündüğü kız,hiçbir şeyin önemli olmadığından allah’ın ileride daha fazlasını verebileceğinden bu dünya malının gelip geçici olduğundan söz ediyordu.hatta daha da ileri giderek ebu zerin sözü gibi diyordu.

- biz en güzel eşyalarımızı gerçek dünyamıza göndeririz - Çok sevindi yavuz.hayatı boyunca ilk kez birileri onu kişiliğinden dolayı takdir ediyor,dünya menfaatini boş gördüğünü önemli olanın sadece kurani bir yaşam olduğundan söz ediyordu.

zor şartlarda evlenip yuvalarını kurmuşlardı bile.yavuzun ailesi yine onunla ilgilenmiyor sadece fatihle ilgileniyordu..nihayet fatihte biriyle tanışmış ve eve getirmişti.bu yavuzun babasının istediği gibi yarı çıplak dolaşan birini buldu fatih ve aniden düğünsüz bir şekilde getirdi eve.uzun bir süre beraber yaşadılar.tabi fatihin hakaretleri ve karısına bile iş yaptırmaması ipleri iyice koparmıştı ki,fatih evin tapusunu bir şekilde üzerine alarak iyice yaşlanan anne babasını evden kovmuş bir daha da asla onların yüzüne bile bakmamıştı.ve aylar sonra evi sattıklarını karısının da ev parasıyla beraber kaçtığı haberi şok etkisi yarattı fatma hanımda.

o biricik oğlu,kıyamadığı,hiçbir kötülüğü konduramadığı oğlu hastaneye kaldırılmıştı.yavuz,hem anne ve babasına bakıyor hem de hastanedeki kardeşiyle ilgileniyordu.ama bir kere bile onların yüzüne vurmadan bir görev olarak adletmişti bu işi.Çünkü o,sabrı kaynağından öğrenmişti,insanlığı,şefkati,yardıma koşmayı,karşılıksız,hiçbir şey ummadan sadece allah rızası için mücadele etmeyi inandığı dinden öğrenmişti.hayat o kadar farklı gelişiyordu ki, bir anda belki de kendisi hiç ummadığı bir insana muhtaç kalabilirdi. hayat bu, her an her şey olabilir.allah her birimizi farklı şekillerde imtihan ediyor.bunu bu şekilde bilmek ve bu şekilde inanmak ne büyük lütuf...</description>
</item><item>
<title>Son Yolculuk</title>
<link>http://www.hikayelerevi.net/Makale/Son_Yolculuk.html</link>
<description>cemil bey her zamanki gibi başı alabildiğine dik bir şekilde arabasının kapısını açarak çantasını hışımla diğer koltuğa fırlattı.Şoför koltuğuna oturunca direksiyonu tutarak gururla derin bir nefes aldı.etrafa baktı kaşlarının altından.İnsanların bir kısmı koşturuyor,bir kısmı da gezintiye çıkmış gibi yavaş yavaş yürüyorlardı.hızla çevirdi kontak anahtarını. küçümseyerek baktı yoldaki insanlara.en lüks gördüğü mağazaya kadar hızla sürdü arabayı.

sonra daha da başı dik bir şekilde mağazaya girdi. takım elbisesi ve şık ayakkabılarıyla, elindeki deri çantasıyla, kara gözlükleriyle içeri adım atar atmaz tezgahtarlar onun etrafını sarmıştı bile. o bu durumda bir kat daha fazla başını yukarıda tutarak fiyatlarını bile sormadan birkaç çeşit kıyafet aldı. paketler elinde çıkarken de tezgahtarların;

- İyi günlerde kullanın efendim. tekrar bekleriz efendim. güle güle efendim. sözlerine karşı hiçbir şey söylemeden terk etti orayı. yine arabasına atlayıp bu defa da bir marketin önünde durdu. İçeri girince aldığı sepeti doldurmaya başladı. eksik olup olmaması önemli değildi. sadece alış veriş yapmak hoşuna gidiyordu. rahatlıyordu sanki. bütün kötü düşünceleri atıyordu aklından.

evet elleri vermemekten kurumuş, yürekler hissizlikten körelmiş, beyni uzun süre düşünemediği için çoktan çürümüştü sanki. lafın kısası uyuşmuştu. hem de hiçbir uyuşturucu kullanmadan.

sadece tüketen, tüketebilmek için de kazanmaya çalışan, kazandıkça daha da fazlasını elde etmek için helalle haramı birbirine karıştıran, artık inandığı gibi yaşayan değil, yaşadığı gibi inanan ve bunu da şiddetle savunur hale gelmişti.

geçici dünya menfaatleri arasında sanal, yapay bir mutluluk arayıp durmuştu. her para harcayarak yaşadığı anı mutluluk olarak adlandırmıştı.

tüketmişti.. sürekli tüketmişti..

tüketim de hiçbir sınır tanımamıştı yeri geldiğinde. Çünkü mutluluğun diğer adıydı tüketmek. hayatı boyunca değiştirdiği tek şey de tüketim şekli olmuştu. ona inandırmışlardı, ve ya o inanmıştı parasının olması sınıf atlamasıydı. tahakküm edebilmesiydi. Üstünlüktü diğer insanlara.

o inanmıştı, parayla her işi halledebileceğine.

o inanmıştı, para artı mutluluk olduğuna.

o inanmıştı, yaşaması ve sınırsız harcamasının tek sebebinin kendisi olduğuna.

kazandığı her şeyi kendi aklını kullanarak kazanmıştı. biri bin yapacak metodu uygulamıştı çünkü.yok olanı o var etmişti, az olanı da o çoğaltmıştı. allah inancı vardı ama alma-verme gibi fazlalaştırıp-eksiltme noktasında insiyatifi yoktu ki.

hepsini o yapmıştı. Çalışarak,gayret göstererek, emek sarf ederek o başarmıştı tüm bunları. elinde ne varsa, hepsi onun çabasıyla, onun iş bilirliliğiyle olmuştu.

o, aklını kullanmıştı. aklını iyi kullandığı içinde şu an tüketebiliyordu.tükettikçe de mutlu olabiliyordu.bunun aksini düşünmek aptallıktı zaten. başka türlü düşünenler onun seviyesine gelemeyenlerdi. aşağıda olanlar bu akılla hep orada kalmaya mahkumdu. evet aşağıdakiler olacaktı ki,o ve onun gibiler yukarıda olduklarını hissedebilsinler.

böyle inanmıştı cemil bey.böyle inandırmışlardı ona.

ta ki, acı, insanın yüreğini burkan fren sesine dek.

ta ki tıka basa doldurduğu lüks otomobili tır la çarpışıp paramparça olana dek..

paranın satın alamadığı ölüm kapısına dayanana dek.

ne kurtarabilir cemil beyi şimdi? kim? nasıl kurtarabilir?

Ölmemenin tek çaresi,doğmamaktır.

son model arabası, yazlığı, kışlığı, anlık mutlulukları, onun peşinden koşan çanak yalayıcıları hiç biri kurtaramaz onu bu ebedi ve son yolculuğundan.

hükmeden bu insanı asıl hükümdarın karşısına çıkmaktan...

yaptıklarının ve yapması gerekirken yapmadıklarının hesabını vermekten. Üretmeden sadece tüketen insan olmaktan.

hadi bakalım cemil bey seni kim kurtaracak bu ertelenmez, iptal edilmez, vazgeçilmez son yolculuğundan....</description>
</item><item>
<title>Aşk Adamı</title>
<link>http://www.hikayelerevi.net/Makale/Ask_Adami.html</link>
<description>sevdanın ne olduğunu asla anlayamayacağını düşünürdü. sevmek neydi açıklamak isterdi ama olmazdı yapamazdı. ve her seferinde sevgiyi anlatmaya çalışıp da beceremeyince öyle bir şeyin olmadığına inanırdı.her aşık oluşunda şiirler yazardı sevgililerine-gerçi onlara sevgili denilmezdi çünkü o hep platonik aşklar yaşardı. aşkın somut bir şey olmadığının farkına çocukken varamazdı. bir insan neden illa birini istesin ki diye düşünürdü. hele bir erkek eğer kendisin çılgınca seven bir kadın varsa neden başkasını bulmak için uğraşsındı. 

Çocukken gördüğü her güzel kadına aşık olduğunu sanırdı ama sonradan acı bir şekilde öğrenecekti otla bok arasındaki farkı. aşkı sakızlardan çıkan yazılarda tanımaya başlamıştı ve öğrendiği ilk İngilizce kelime ‘love’ olmuştu. ‘love is...’ diye başlayan bütün cümleleri okumaktı amacı. yaşıtları gibi çıkartma veya araba resmi için değil aşkın ne olduğunu öğrenmek için sakız alırdı. sonradan pişman olmayacaktı belki ama aşkı yanlış tanıdığını gözyaşlarını silerken anlayacaktı.

aşk vardı elbet artık bunu anlayacak kadar büyümüştü ve artık gerçek aşklar yaşıyordu. Şiirler yazıyordu geceleri,defterlerinin her tarafına aşık olduğu kişinin adını yazıyordu. onu görebilmek için sınıf kapısında bekliyordu ve soğuklara aldırmadan her teneffüs sevgilinin gözlerini arıyordu. aşk neydi belki bunu açıklayamazdı ama soranlara verecek bir cevabı olurdu her zaman aklının bir yerinde. yıllardır tanıdığı ve sadece arkadaş olarak gördüğü kişinin diğer arkadaşları arasında özel bir yer kaplamaya başlamasını hissederdi. sadece ona şiirler yazardı,onunla ilgili hayaller kurardı geceleri bunalım şarkıları dinlerken. söylediği her kelimeyi onun duyacağını düşünerek söylerdi ve saçma sapan yalanlar söylerdi sırf muhabbet olsun diye. sevgilinin saçları ve gözleri süslerdi şiirlerini ve sonra yavaşlardı aşkın şiddeti. aşkı bir dağa tırmanmaya benzetirdi her zaman. Önce hızla tırmanırsın,soluğun kesilmeye başlar,gün geçtikçe üşürsün ve gittikçe yavaşlayarak zirveye varırsın. sonra farkına bile varmadan yuvarlanırsın oradan,yeni bir dağa tırmanmak için ayakların aşağıya kayar ve işte yeni bir dağ...

sonra aşkı biterdi-yani o öyle hissederdi. yazdığı şiirleri,karşılıksız mektupları okurdu ve gülerdi. o zamanlar ne kadar aptal olduğunu düşünürdü. bir zamanlar aşk için ölmeli diyen adam o değildi sanki. aşkı sıradan bir şey gibi görürdü. ta ki bir başka göz büyüleyene kadar onu. o zaman unuturdu her şeyi. hani yazdığı şiirler kara saçlı kara kaşlı sevgiliye? yoklar ,yerini çoktan mavi gözlerin derinliğine bırakılmış yazılar alır daha sonra belki de yeşil bir göz kim bilir. ve tekrar inanmaya başlar aşk için ölme fikrine. ve o aşkı da biter öncekiler gibi ve o yine sevmeyi unutur ve tekrar sevdalara yelken açar bu böyle sürüp gider. 

o hep platonik sever. sever de söyleyemez yazdığı şiirleri kimi zaman okur ama asla ona yazdığını söyleyemez. her aşık oluşunda mucizeler bekler yani hep o’nu bekler. saatlerce fal bakar seviyor mu sevmiyor mu diye ve hep seviyor çıkar-zaten sevmiyor çıksa da inanmaz. ama o bu düşüncelere dalıp sabahı getirince ve o’nu başka ellerde görünce içinden kağıtları yırtmak gelir. ama bir sonraki sefere inanmak için kaldırır bir kenara. hep şarkılar söyler;öyle sıradan şarkılar değil aşk şarkıları sevgiliye söylenmek istenen aşk şarkıları. aşkı hep dağa benzetir ya, bir dağdan inip ötekine tırmanmaya başlayınca bazen dönüp bakar tırmanmış olduğu dağlara ve ne kadar heybetli olduklarını düşünür. asla zirvede kalamamıştır ve hep tırmanacağı en yüksek zirveden inmeyeceğini düşünür. hayatı boyunca belki de on kez o dağı en büyük dağ sanacak ama her seferinde yanılacak. ve bir gün ölmeden anlayamayacak hangisi en büyük sevdası,hangisi en güzel aşkı. 

dostlarla paylaşacak acılarını, o’nu başka kollarda görmekten gocunmadığını söyleyecek ama içinde hep aynı şarkı çalacak ‘seni kimler aldı kimler öpüyor seni’ diyecek ebediyen ve o her zaman yalnız aşık rolünü üstlenecek baş rolünü oynadığı bu oyunun. acı acı sövecek kimi zaman rüzgara kimi zamanda kendi tiyatrosunun senaristi olamayışına... ve her seferinde aşkını başka ellerde görünce balonunu elinden kaçıran bir çocuk gibi ağlayacaktı ve her aşık oluşunda kumdan kaleler yapacaktı ve sonra insafsız aşıklarca yıkılacaktı. o’nu tanıdığındaysa çok geç olacaktı...</description>
</item><item>
<title>Karım ve Annesi</title>
<link>http://www.hikayelerevi.net/Makale/Karim_ve_Annesi.html</link>
<description>evliliğimiz 2 ayında kayın pederi kayıp ettik. eşim 2 kardeşlerkendisi ve abisi abisi işlerinden dolayı istanbulda yaşıyor. mecburen kaynanam bizmle kalmak zorunda kaldı. aylar ayları takip ediyor kaynanm birtürlü eski neşli halini alamıyordu . ona iyi davranıyor her istediğini yapar olmuştuk. aradan 1,5 yıl geçti eşimde bende çalışıyoruz. kamuda. rahatsızlığımdan dolayı izin aldım biraz. evde kaynanam ve ben baya iyi anlaşıyorduk. dertleşiyor konuşuyorduk. arada bir el şakalarımız bile oluyordu. neyse uzatmayayım. böyle bir günde onunla sabah programlarını izliyorduk daha doğrusu o izliyor ben divanda uzanmış yatıordum. bir ara kayanam bana üşüyorsan sobayı yakayımmı dedi ben üzüdümde dedi . bilmem dedim yerim sıcak şaka yollu istersen sende gel dedim. ama şakaydı birden yanıma geldi açbakalım yorganı ozaman dedi şaşırdım olr dedim yanıma giri verdi. hal şaşkındım. gülerrek gerçektende çok sıcaksın kızım şanslı dedi. teşekkür etim. birbirimize dokunuşlarımız beni tahrik etmişti ama korkuyordum. ya anlarsa diye yanlış yapmaktan da çekiniyordum. sonra. omzuna yata bilirmiyim dedi olu r dedim . çoktandır bir erkeğin omzuna yatmamıştım dedi. anlaşılan kayıperderllede arası iyi değilmiş. biraz böylece yatık sonra bana karınla sex hayatınız nasıl dedi inanın nutkum kurudu. iyi diye bildim sakın dedi kzrını bu konuda mahrum etme yoksa gözü dışarda olur dedi. olur dedim. sonra beni nasıl buluyorsun sence hala sexsimiyim dedi. artık herşey anlaşılıyordu istiyordu çok sexsisin dedim. kaynanan olmasam benimle olurmuydun dedi. olurdum dedim. ne bekliyoruz dedi herşey okadar seri gerçekleşiyordu ki durdurmak mümkün değildi derken elimi tutu ve bacaklarınınarasına götürdü hadi dedi. olur dedim amını okşamay başladım. öpüşmeye başladık derken soyun dedi herşeyi o emrediyor ben yapıyordum. soundum kendiside soyundu. vucudu 58 yaşında bir kadına gör hala güzeldi kıznın güzelliğini nerden aldığı anlaşılıyor dedim teşekkür etti. yatağa tekrar girdik. boynundan memelerine indeim öperek auçllarını ısırıyor aradabir somurıyordum belimi trnaklamaya başladı. oradan bacaklarının arasına gfigrdim temizleyeli 3-4 gün olmlıydı kıllar yeni belirmişti derken am dudaklarını açtım bzrını yalamaya balakladım çığlıklar atıyordu. 69 oldu ben altta o üste süperdi. derken domal dedim olur dedi sikimi dayadım amına saki yanıyordu volkan ginbiydi. girdim içine gidip gelirken hep bunu hay ettim diyordu. inanamıyordum. ve sarsılarak ikimizde geldik. biraz bekledik ve ikincisini yaptık bu defa göttende siktim. ilkkez götten bana vermişti.duş aldık ve uyumuşuz o odasında ben divanda karımın sesiyle uyandım işten gelmiştti. yemeği yedik tv syrettik. yatmaya gittik. karım hayırdır banyo yapmışsın dedi evet dedim. annemdemi yaptı dedi evet dedim. hayırdır dedi ikinizinde banyo yapasımı geldi dedi. nevar bunda dedim. bak dedi belki düşündüğüm gibi değil ama inan kuşkulandım dedi. yok daha neler dedim. uyumak için lambayı söndürdüm uyuyamıyordum. od a uyumamıştı. sevişmeye başladık derken ban doğruyu söyle birşey oldumu bak inan olduysa birşey demem dedi hayır dedim. inanmadı ısrar edince ne olursa olsun dedim anlattım. iananamıyordu. yarım bıraktık. annnesini uyandırdı konuşmaya başladık önceleri çok kızgın olan eşim annesinin konuşmaları ve bir kadın olararak ihtiyacı olduğunu kabullenmesi sonucunda odamıza döndük. nasıl dedi annem iyimiydi bari dedi birşey demedim. seni bir şekilde afederim dedi gurup yapacaz dedi olaaz dedim olur dedi annesinin yanına gitti ikisi birlikte geldi. ve unutulmaz bir gece yaşadık. ve 1yıldır süper 3 lüyü yaşıyoruz.</description>
</item><item>
<title>Baş Ağrısı</title>
<link>http://www.hikayelerevi.net/Makale/Bas_Agrisi.html</link>
<description>adamın birinin başı çok ağrıyormuş. bir çok doktora gitmiş ve tedavi görmüş, ilaç almış çaresi yok. baş ağrısı geçmiyor. sonunda bir doktor baş ağrısının adamın aletinden kaynaklandığını bu nedenle onu keserlerse baş ağrısından kurtulacağını söylemiş. adam buna şiddetle karşı çıkmış. aradan zaman geçmiş ama baş ağrısına dayanamıyor. kestirmeyi kabul ederek ameliyat olmuş. ameliyattan sonra baş ağrısından eser kalmamış. bir gün terziye pantolon diktirmek için gitmiş. terzi başlamış ölçüsünü almaya. bu sırada sormuş adama  " acaba demiş siz aletinizi ne tarafa koyarsınız? sağ tarafa mı yoksa sol tarafa mı?" adam bunu duyunca sinirlenmiş ve " sana ne kardeşim sen ölçünü almana bak" demiş. İçinden de kendi kendine "acaba benimkinin olmadığını anladı mı !!" diye düşünmüş. biraz sonra terzi tekrar " acaba demiş siz aletinizi ne tarafa koyarsınız?" sağ tarafa mı sol tarafa mı? adam" sanana ne yaa. sen işine bak. hem niye soruyorsun" terzide" efendim pantolonda o tarafa boşluk bırakacağım yoksa bu meret çok baş ağrısı yapar." demiş.</description>
</item> 
</channel>
</rss>